bunalım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bunalım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ekim 2010 Pazartesi

depresyonun tanımı kendinden sıkılmakmış, depresyonun kraliçesi olmasa da, saray takımının yakınlarından sayılacak hapçımızın söylediğine göre. kendinden sıkılmak demeyelim ona, birkaç gün başkalarında takılmak istiyorum. onlar da bende takılsınlar, şahsen kötü olduğuna pek inanmadığım bir hayata sahibim. birkaç güncük sadece. olmaz mı?
genel olarak mutluyum ya hani, sanki bu ara aslında mutlu olmamam gerekiyormuş gibi. günü kurtarmak için bir şeylerden kaçıyorum sanki, kaçmak demişken:

"benim en büyük mutluluğum her şeyden kaçmak. her şeyden. tüm çocuklardan. tüm acılardan. tüm sevgilerden. tüm orgazmlardan. tüm gecelerden. tüm günlerden. her hilal aydan, her ülkeden. ben her gece ölüyorum. her sabah yeniden canlanıyorum. her yirmidört saatlik zaman dilimi hem ölüm hem yaşam aynı zamanda..."
Tezer Özlü

dün hazırlandım, evden çıktım, otobüs durağına gidip beklemeye başladım, otobüs gelince de binmedim. vazgeçtim o an. hasta olduğuma dair mesaj atıp eve döndüm. ki haftasonunun tek dışarı çıkması da bu iken. ama yalan söylersen çarpılırsın, ben bugün bunu gördüm. ipekçik arpacık mı oldu diye koşturdum medikoya. 2kutu damla ve 2 kremle mutlu bi beraberliğimiz var artık. "bir gözünü oyduğu fikrine alışmaya başlamıştım. Hatırladığım kadarıyla iki gözü vardı." gülümsedim o an. gülümsemek demişken:

"sokakta giderken, kendi kendime
gulumsedigimin farkina vardigim zaman
beni deli zannedeceklerini dusunup
gulumsuyorum"
Orhan Veli

Aslında bir şeyler söyleyip kaçmak değil derdim. Sadece küçük küçük şeyler var ya hani, diyaloğa dökülürse büyüyecek, monologda kalıp söylenip sonra kapanması lazım ama. büyümemesi. çünkü bu sefer sadece ilk cümlem var, arkasında bir devam yok, başka savunma sözleri saldırılar pençeler yok. doğru olan da bu zaten.
birileri bir yerlerde mutlaka aşk demiştir şu an:

"Aşkın kötü tarafı insanlara verdiği zevki eninde sonunda ödetmesidir. Şu veya bu şekilde... Fakat daima ödersiniz… Hiçbir şey olmasa, bir insanın hayatına lüzumundan fazla girersiniz ki bundan daha korkunç bir şey olamaz."
Ahmet Hamdi Tanpınar

30 Eylül 2010 Perşembe

kızgınım.
hemde bu sefer o kadar kızgınım ki kendimden gayrı kimseleri yakamıyorum, kendime dönük kızgınlığım. o kadarki bugün "gıvruşuuuum" nidasıyla tam sarılacakken durup "ama sen iyi değilsin" diyen bir küstüm bile yoktu. sen bile fark etmediysen, ortada ciddi bi sinir harabı vardır.
şu anda, bu kızgınlığı eritebilecek, bir şeylere ilgi duymamı sağlayabilecek, elimi tutmasına izin vereceğim tek biri var. küstüm değil, o"nlar da değil. omzuna yaslansam uyuyacağımı bilsem de, kırmızı, sen bile değilsin.
önümüzdeki 22 saat hızla geçse de fazlı hocaya gelse sıra bi, çünkü kabul etmenin sorumluluğunu kaldırmak istemesem de ömrümü o objektifin arkasında geçirmek isterim ben bi.


fotoğrafta yazılara yer vermek gerçek bir cesaret işiymiş. suits topcoats 9. evet en dikkat çeken sensin doğru, ama cesaretin yanında gözde varsa niye olmasın?

bu kadın, new york fotoğrafçısı olarak tanınırmış. new york hayranı! el salla!

13 Eylül 2010 Pazartesi

kavga etmek yerine susmam, sadece ilk cümlesizlikten kaynaklanıyor.oysa sorsan ve kavga etsek bitecek. sakinsem, bir şeylerin tamamen bittiğini düşündüğümdendir ve bunu söylemiyorsam bitişin ağırlığını sırtlanmak istemiyorum. mutlu değilsem, adını koyamadığımız ayrılığı geride bırakamadığımdan, taşımak zorunda kaldığımdandır. oysa sorsan, sakin davranmak yerine kavga edeceğiz ve o sırada birbirimize ne kadar ihtiyacımız olduğunu farkedeceğiz. sorsan belki, sen de belirsizliğimden kurtulacaksın. sor be adam!

16 Ağustos 2010 Pazartesi

sorun şu ki ben oblomov'u özledim. tutunamayanlar'ı, onca yoksulluk varken'i, toza sor'u,kedi mektupları'nı.sonra arizona dream'i , persona'yı, big fish'i, the fall'ı...
değişimden niye bu kadar çekiniyorsun diyor. aynı insanlarla aynı ortama gidiyorsun. odtü bi yenilik değil. aynı mekanlara gidiyorsun. sırf 3 yıl önceki bir olay yüzünden uykusuzu bile denemiyorsun. tek bir adama aşık oldun vazgeçemedin. tek bir memlekete bağlandın dışarıda ne var düşünmüyorsun bile. kaçırdığın hayatların yükünü taşımamak için hiç düşünmüyorsun.
insanlar büyüdükçe hayalleri küçülür mü baba?

5 Ekim 2009 Pazartesi

gidiş

istiyorum ki bu yazı boyunca hep le moulin çalsın, hatta yazı bile olmasın. günlerdir konuşasım var, tek bir insanla. başka kimse rahatlatamaz şu anda. daha okul açılalı bir hafta olmuşken tatile ihtiyacım var. hiç mi hiç burnumu sokmaya hakkımın olmadığı kimi durumları artık düzeltmeye ihtiyacım var.

bir insanın kendinden daha kötü olanlara laf etmesi o insanı iyi yapmazmış. bir insana yüreğini açmak onun da sana kendi yüreğini açmasına yetmezmiş.

zamanında bambaşka bir yerde bambaşka biri seni seven herkesin bir okyanus kadar saf olamayacağını söylemişti. hem değerini bilemediğim, hem verdiğim değeri asla hak edememiş biri.

bana çok iyisin dediğinde 'hayır değilim' diyemedim.senin canını yaktığım için kendimi asla affedemedim. o kadar korktum ki bundan bir an önce olsun bitsin istedim
bir daha asla inandığım kadar iyi olamayacağım. sen mutlu olmadan da mutlu olmayacağım.

evet.

Romain Gary, Camus, Yann Tiersen, Tim Burton, Borges... bide pembe domuz. bir kibrit çöpü. tek bir dergi. bir günlük.ve birkaç fotoğraf alıp gidesim var. hemde ilk defa bu kadar yakın ve gerçekten gidesim var.