imgeden bir çocuk da benim fotoğrafımı çekmeye uğraşıyordu, güzel bir andı.
an etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
an etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Ocak 2011 Pazar
25 Aralık 2010 Cumartesi
Havada gülücükler vardı. evet küstüm o an için söylenebilecek en güzel şey oydu ve ne zaman aklıma gelirse bi küçük gülümsemecik daha sıyrılıp dudaklarımdan onların arasına karışacak. balon gibi mesela. ve kütüphaneden çıkmış yürürken aklımda tek bir düşünce vardı: uçabilmek için ayakların olması gerekmez. aslında hiçbir şey gerekmez. çünkü benim balonlarım var. ve bir şarkı gelip takıldı o ana. nereden geldi, niye geldi bilinmez. saçma belki ama bende şu an saçma saçma gülümsemek istiyorum.
what a wonderful world
ve hepimiz biliyoruzki ben ne kadar beceriksiz bir cadıysam sende o kadar beceriksiz bir büyücüsün çocuk. bunu seviyorum.
giriş gelişme ve sonucu birbirinden inanılmaz bağımsız bir yazı oldu, varsın öyle olsun. bunu da seviyorum.
what a wonderful world
soru şu: bir filmden ne beklersin?
aslında cevabı daha önceden kitap için verilmişti. kitap okuyorum çünkü başka hayatlara ihtiyacım var. film seyrediyorum çünkü elimde seçeneklerle de gittikçe sınırlanan, sınırlanmaktan başka bir şansı olmayan tek bir hayat var. ve bu ikisi sana başka birkaç hayat daha görme, becerebilirsen içine girme ve birkaç hayat daha yaşayabilme şansını veriyor.(resmi düşündüm burada, kaçınılmaz olarak da fotoğrafı. onlar bir anlar sadece ve ben en çok başı sonu olmayan anları severim aslında)
insanlar istiyorlarki o içine girdikleri hayat atlamalı zıplamalı, süprizli geçsin.bir de en büyük aşk orada olsun.çünkü onların hiçbiri bizim hayatımızda yok, muhtemelen de olmayacak. bir film ne kadar heyecanlı olursa o kadar izlenesi (yaşanası) oluyor. ama nuri bilge ceylan farklı yahu. o adamın bu kadar hayatın içinden, bu kadar sıradan olmasını sevdim ben en çok. 'neyse kendini geliştiriyor' diyenlere inat en çok da kasabayı. dedenin 50 lirayı duyunca sinirlenişini, babaannenin torununa düşkünlüğünü, 'ben büyüyünce büyük adam olucam' tadındaki ergenliği sevdim. herhangi bir düşünceyi savunmadan, kavga etmeden, asla tek kişiye yoğunlaşmadan konuşabilmelerini sevdim. dedenin o kadar dede, annenin anne, ergenin ergen olmasını.
son olarak; sakal cafeden sakal bara terfi yaşımız geldi de geçiyor.
ve hepimiz biliyoruzki ben ne kadar beceriksiz bir cadıysam sende o kadar beceriksiz bir büyücüsün çocuk. bunu seviyorum.giriş gelişme ve sonucu birbirinden inanılmaz bağımsız bir yazı oldu, varsın öyle olsun. bunu da seviyorum.
13 Kasım 2010 Cumartesi
gecenin şarkısı görkemden. hani yolcu ve kamyoncuların takıldığı amerikan barları vardır ya filmlerde, her tarafı toz toprak içinde. mutlaka bir kadın garsonu vardır oraların, bütün şoförleri de tanır o kadın. "öyle bir barda bira içsem, o sırada sen içeri girsen ve müzik kutusuna 1 dolar atıp bu şarkıyı çalsan. ben dans etsem." dedim görkeme. üzerimde yüksek bel kot pantolonum ve göbeğimi açıkta bırakan bol bi gömleğim olsa.
yaşamak istediğim o kadar çok an varki. ama hepsi "an"lar, iki harf kadar kısalar.
thelma & louise'in de etkisi vardı bunda. güzel filmdi. yol filmlerini seviyorum. ve müziklerini. ve yolculukları.
- Sanırım biraz delirdim, ne dersin?
- hayır, sen her zaman deliydin. bu, kendini ifade etmek için eline geçen ilk fırsat.
insan, içindeki ruhu ortaya çıkarmak için hep doğru anı ya da kendisine eşlik edecek birini arıyor. ve arayanın sadece ben olmadığımı biliyorum. canımı sıkan da bu. hepimizin durumu aynıyken hiç kimsenin bir şey yapmaması.
bi dünya diliyorum -çocuğun duası tutar diye-. bir dünya, insanların hayalleri uğruna öldüğü ve bunu gerçekleştirmeye çabalayan korsanların olduğu.
ama o insanların yaşamasını. sadece gerekirse gözlerini karartabilmelerini diliyorum.
son olarak. içimdeki güzel bi yerde güzel müzik dinleyip, bir iki kadeh bir şey içip konuşma gülüşme isteği dayanılmaz boyutlarda. dışarı çıkalım lan.
yaşamak istediğim o kadar çok an varki. ama hepsi "an"lar, iki harf kadar kısalar.
thelma & louise'in de etkisi vardı bunda. güzel filmdi. yol filmlerini seviyorum. ve müziklerini. ve yolculukları.
- Sanırım biraz delirdim, ne dersin?
- hayır, sen her zaman deliydin. bu, kendini ifade etmek için eline geçen ilk fırsat.
insan, içindeki ruhu ortaya çıkarmak için hep doğru anı ya da kendisine eşlik edecek birini arıyor. ve arayanın sadece ben olmadığımı biliyorum. canımı sıkan da bu. hepimizin durumu aynıyken hiç kimsenin bir şey yapmaması.
bi dünya diliyorum -çocuğun duası tutar diye-. bir dünya, insanların hayalleri uğruna öldüğü ve bunu gerçekleştirmeye çabalayan korsanların olduğu.
ama o insanların yaşamasını. sadece gerekirse gözlerini karartabilmelerini diliyorum.
son olarak. içimdeki güzel bi yerde güzel müzik dinleyip, bir iki kadeh bir şey içip konuşma gülüşme isteği dayanılmaz boyutlarda. dışarı çıkalım lan.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)