29 Ocak 2012 Pazar

tepeden bakıyorum, gözlüklü gözlüklü netlikler, bilmiş ışık öçümleri yapıyorum.
dikey yatay hiç fark bilmiyorum.
fikirler biriktiriyorum,

 net olan koltuğumuza kurban.
 titreyeceğini bilmem çekmeme engel olmadı. sevmeme de.

severim. hem seni hem onu.
anılar da.

12 Eylül 2011 Pazartesi

ben birine gülümseyip teşekkür ettiğimde karşımdakinin de bana gülümsemesini istiyorum. gitmek istersem de bi bundan.
bu resmi size seçtim. öyle.

30 Ağustos 2011 Salı

taslaklarımda kayıtlı o kadar çok yazı varmış ve o yazılar aslında o kadar güzel anılarmış ki şaştım kaldım. sonunu getirmemişim, sonunu getiremedikçe bırakmışım bıraktıkça eskimişler ve ben eskileri hep yeniye yeğ tutmuşum.
üzerine oturdum düşündüm ve varolmanın dayanılmaz hafifliğine bi şans daha verdim. eskiden ne kadar sevmedimse şimdi o kadar çok, ama çok sevdim. kunderanın her bi karakterine bu kadar özen göstermesini çok sevdim. her biri yaşamadığı kendi hayatıymış gibi. hiç birinden de vazgeçemeden, iltimas da geçmeden. benim en çok yaşadığımsa, ilerisi için kendime biçtiğim yola en çok benzeyen sabinaydı. "ve birden yitik bi anın peşinden geçirdiği yıllara şaşırdı kaldı", ya da ona benzer bir şey hatırlamıyorum. ve o an. her şeyi hayatından çıkarmaya o kadar meyilli bir kadının bir anın peşinde yıllarca o şapkayı taşıması. o şapka için daha nice değerli eşyasından vazgeçmesi ve bununla içten içe gururlanması. hayatımda hiç kimseyi benimsemediğim kadar benimsedim belki de o kadını.

bugün bu şarkıyı dinlerken, 2.10 dolaylarında bir yerde bilgisayarım kilitlendi. ondan beri yüksek sesle dinlemeye ürküyorum adamı.

hayatımda olmasın istediğim insanlar var,bir de mümkün olsa da bir şekilde; başka bir formla, başka gerekçelerle tekrar girsin istediklerim. aşırı çabuk yeşeren umutçuklarım kırılmadan, kırmadan anlamalı anlaşmalı bir ara sıra dostluğu istiyor. umut yeşertmeye bile izin vermeyecek kadar özensiz kelimelerse canımı çok yakıyor. smileylere dargınım.



hayatımın en saçma gecelerinden birine saygı sunuyorum.

24 Haziran 2011 Cuma

hayatım 'şimdiki aklım olsa' dediğim şeylerle dolup taşıyor. ne cici.

15 Haziran 2011 Çarşamba


yirim!

22 Mayıs 2011 Pazar

Yalnızlığa katlanamayan birisinin
Tanrı'yı kıskanmaya yeltenmesi
affedilmez bir budalalık
değil mi sence?

17 Mayıs 2011 Salı

le chat noir

8 Mayıs 2011 Pazar

"Parayla saadet olmaz diyen kişi nereden alışveriş yapacağını bilmiyordur." - Blair Waldorf

diye bi status gördüm facebookta. insan birgün içinde aşağı yukarı bir aylık harçlığına denk bi miktar para harcayında değişik bir hissiyat içine giriyor hakikaten. doğru kelime saadet mi emin olamadım ama.
okulu tümden değiştirip istanbul'a galatasay üniversitesine başladığım, bitirince master için fransaya gittiğim, fransız bir sınıf öğretmenine 24yıllık hayat hikayemi anlattığım,aşık olduğum,seçim yapma zamanı geldiğinde onunla kalmayı seçmeyip benim ideallerim var diyerek türkiyeye döndüğüm,kötünün iyisi istediğime yakın bi iş bulduğum,ikisi ilgi çekmeyen üçüncüsü de fazla sert kaçan 3 belgesel yaptığım,hala insanlarla konuşurken 'bitse de gitsek' mantığıyla baktığım,en yakınımdaki iki insanın birinin evlendiği diğerinin kayıplara karıştığı,saatlerce yürüyecek,yürürken saatlerce saçma salak konuşmamı dinleyecek kimseyi bulamadığım,hep geç kaldığım,yatağımla yaklaşık aynı genişlik ve rahatlıktaki şarap lekeleriyle desenlenmiş kanepemde uyuyakalıp durduğum muhtemel bir gelecek planlaması yapıyordumki kendime,'iyi fikir' dedi murat sinemaya.

ikimiz de beğenmemeye meyilli adamlarız. ikimizde beğendik ama.
solino'yu seyreden etmiştir, etmeyen de otursun seyretsin bir an önce. gigi'nin ada'ya duvarın rengini sorduğu sahne güzeldir bence. hani bazen gözünüzün önündekini farketmezsiniz. sürekli dinlediğiniz bi şarkının içinde geçen mükemmel bi sözü cımbızlarsınız bi anda,sakarya'da sürekli önünden geçtiğiniz mağazanın mükemmel giysileri olduğunu farkedersiniz birgün. öyle bişey keşfettik muratla bugün kitapçada.


etki bi fotoğrafı dikeyden yataya çevirebiliyor,korkuyorum.

sonra yürüdük. amaçlı ama yanlış rotalı yürüyüşler, doğru rotalı engelli yürüyüşler. tamamen amaçtan sapmış yürüyüşler. babam sağolsun, yürümenin anlamı bambaşkadır. ve biriyle geçirilen günün ardından bacakları ne kadar ağrıyorsa insanın o kadar seviyordur karşısındakini.

30 Mart 2011 Çarşamba

Hiç sevmedim! Bu hikayeyi hiç sevmedim.

15 Mart 2011 Salı


"Yüzükoyun yatırdım bu kez. belkemiğinin küçük küçük kabarcıklar yaparak ensesinden kuyruk sokumuna değin uzanması şaşırtıcı bir güçle etkiledi beni. kadın vücudu ayakta durmak için yapılmış değildir bence; bu kemikler, bu kemik araları, bu inişler, bu çıkışlar, bu aydınlıklar, bu karanlıklar, yürümek gibi bayağı bir amaç için derlenmiş olamaz."
ikimizin de sırt takıntısı var cevdet, birbirimizi kandırmayalım.

4 Şubat 2011 Cuma

şey.
mesela bazen bir şarkı duyuyorum ve onu sana atmayı çok istiyorum.