3 Ocak 2016 Pazar

Önce Birhan "As I Sat Sadly by Her Side" dedi, sonra ben sözlerine bakarken "Rüya gördürme yeteneği olan Nick Cave şarkısı" yorumuna denk geldim. Şimdilik tesadüflerin yoğunluğuyla dehşetin yoğunluğu eş orantılı seyrediyor.

Meseleyi anlamanı sağlayacak bir önceki ve bir sonraki cümleleri yırtıp yakıp tek cümlede dımdızlak bırakıyor seni. Anlayıp anlamaman umrunda değil (bazen küfür cümleyi şahlandırır; ya da cümlemizi.). Üstelik sonrasında suratına pişkin pişkin bakıp “Kurduğun sözde göz göz boşluklar var” diyor. Lan ağzından çıkanı kulağın duysun kadın! 
Bazen suratına çakmak istiyorum ya da suratıma. Öyle yoğun enerjisi.

İki gün önce rüyamda birini gördüm ve görmemle rüyada olduğumu anladım, çok garipti. Bilinçaltı yahut otokontrol, ne demeli bilmiyorum. Başka türlü görmenin mümkün olmadığı -fiziksel değil ama, son derece ruhanidir imkansızlıklar- artık öyle gülümseyemeyen ve öylesine güzel bakamayan bir garip karnabahardı. Yazlık elbiseler giymiştim ben öncesinde; çiçekli, tiril tiril. Tanışmalar olacaktı bakışın arifesinde, yuvarlansın diye rakılar kutlansın diye sofralar hazırlanmıştı. Sonra yatakta bir döndüm, karşımdaydı. Ben hayatımda hiç böyle bir şey yaşamadım.

Minicik ellerim var ve minicik ayaklarım, sonra boyum ve göğüslerim ve burnum ve parmaklarım ve tırnaklarım. Birhan'sa tırnaklarını uzatıyor hep. Hem de gerçekten yırtabilmek adına. Benim için tam tersi bu aralar, üstelik tahrik paçalardan akıyor. Ancak boyalar savaşlarda sürülmüyor artık baylar. O boyalarla kendime gelecek çiziyorum ben.  

9 Aralık 2015 Çarşamba

 -sen tehlikeli oyunlar'ı okumuş muydun? 
- okumadım, çok tehlikeliydi, korktum. 


Sevgili Bilge,

Sana bu soruyu soruşum, bıraksan sonsuzluğa uzanabilecekken, ertesi günü dahi göremeyecek günlerden bir diğerinde olmalı. Sen konuştun, güldün, espriler yaptın, aptal aptal sorular sordun; bense hiç konuşmadım. Ağzımı açtığımda çıkacak tek sözcük yoktu.
Evet, aynı şu an.
Ağzım açılmadı. Zira konuşma gerekliliği konuşma ihtiyacından az. Halbuki konuşma ihtiyacı konuşma gerekliliğinden çok fazla. İhtiyaç değil gereklilikti bize ağızları açtıracak olan. Bundan ötürüdür sesimin çıkmaması. Anla.

O gecenin devamında ne oldu hatırlamıyorum. Beni eve mi bıraktın, bıraktığını ertesi gün aldın mı, beni almanı istedim mi, hiçbir şeyi hatırlamıyorum. İçine evleri sığdırabilecek hafızam bu konuda tekliyor. Günler, kavgalar, gözyaşları birbirine karışıyor. Halbuki zamanında hepsini hatırlardım. Ancak şunu biliyorum ki, sevgili Bilge, her şeye rağmen seninle biz; hayatlarımıza kaldığımız yerden devam ederken odalarımızda birer sandalyeyi boş bırakıyoruz, hayaletler gelip otursun diye. Hayaletin özne ve nesne olması, hayalet olmak, hayalet olman, anlamların değişip önüme çıkması, anlamların bu kadar zorlaması... Çok zorlandım Bilge. Defterler tuttuysam buydu içimdeki. Fotoğraflar çektiysem bundan kurtulmak, şehirler değiştirdiysem bundan kaçınmak içindi.

Şimdiyse duvarımda yeni fotoğraflar var Bilge. Hiçbir zaman emin olunamayacak, ucundan dokunan ama kavranamayan üzerine fotoğraflar. Ucundan dokunurken nasıl bu derece yaktığı anlaşılmıyor. Küçük küçük iğneler fotoğraflara saplandığı gibi bana da saplanıyor. Hepsi öylesine küçük ki can yakmamalı, biliyorum. Canı acısı değilse ne, anlamlandıramıyorum.

Öyle konuşmadık ki, öyle birikti ki anlatacaklarım. İstanbul'da yalnız kalmanın kıymetini ancak yalnız bırakılmanın ezici ağırlığını, yalnız kalmamak adına insanların neler yapabildiğini ve evsizliği gördüm. Düşmüşken tek başına ayağa kalkabilmeyi de. Sana şunu tüm samimiyetimle söyleyebilirim ki, ayağa kalkarken yanımda kimse yoktu Bilge. Bunca zamandır yerin öyle dibindeymişim ki etrafta olup bitenleri göremiyormuşum, bunun ayırdına vardım. Şu anda etrafımda ne varsa ayağa tek başıma kalktıktan sonra gördüklerim; kim varsa, tekrar göz hizasına ulaştığımda göz göze geldiklerimdir. Ancak ondan sonra güzel günler gördüm, sakin ve sessiz ve sonsuzzz ve aydınlık günler. Bir süre eski İpek'i taklit ettim, kalbinin güzelliği gözlerine yansımış derdi atalarımız olsaydı. Öyle bir baktım ki iyi kalpli insanları gördüm salt. Herkesin gülüşü kendine özgü, kulaklarımda çınlıyor. Niyeti sonsuzca güzel, sevgisi sonsuzca aydınlık insanlar. Hani ben kötülükler karşısında dehşete düşerdim ya; kötülükler yalnızca yapanın eninde sonunda farkına varacağı, bizim de nefes alacağımız ayrıntılarıydı filmlerin. Yanımda gözlerini kocaman açıp “insanlar kötü mü” diye soran biri var. Etrafımızda kötü bir hikaye döndüğünde aynı insanlığa inançsızlıkla kendi içlerimize kapanıyoruz. Bir zamanlar böyleyken, o kötü hikayelerin içine nasıl sürüklenmişim, nasıl kendimi kaybetmişim bilmiyorum. Bir bataklığın içindeydim ve oradan sürüne sürüne çıktım ben Bilge. Bataklığı yok edemedim. Bir parçamı kurtarabilmek için bir parçamı feda ettim. Bazen doğru mu yaptım emin olamıyorum, ben ve herkesle yalnızca ben arasında sıkışıp kaldım. Bunu anlatamıyorum Bilge, korkuyorum. Kendimden ve senden ve geri kalan her şeyden.

Bir de yağmurlu gecelerde çok korkuyorum. Karlı gecelerde daha çok korkacağımı biliyorum. Sana anlatacaklarım var Bilge. Birikiyorlar. "Aklımın sandalyelerinde çamaşırlar birikiyor." derdi Oğuz Atay olsaydı. Ancak dedim ya, aklımda boşta bir sandalye var, çünkü biliyorum ki





22 Kasım 2015 Pazar

soğuk kazı, birhan keskin. 

17 Kasım 2015 Salı

3 Kasım 2015 Salı


saklanmayacak bir gecenin
silinmeyen hatırası.
naiflikle inat arasındaki denge nasıl bunca mükemmel kurulabilir ki.

-belki herkes herkesin arkasından bakmıştır da kimse kimsenin bakışına denk gelmemiştir ya da herkes bakmayı dilemiş kimse cesaret edememiştir ya da öyle bir bozgun çökmüştür ki bakış, akışın dışında kalmıştır 
ya da 
ya da ya 
da ya 
da yan 
ma-

ya da sen sensindir ve ben de ben. ve söylediğimiz ya da yaptığımız ya da yap/a/madığımız hiçbir şey seni senlikten, beni benlikten, ortak bir benin benliğinden vazgeçirmeyendir. varoluşumuzun her bir gününde olması gereken oldu ve olmaya da devam edecek.

düşler, düşlerin gördüğü işi yapmaya devam edecek.

18 Ekim 2015 Pazar

17/10/15
parmaklarımın suyunu geri veriyorlar.
ve ben kendime,
yalnızca kendi köklerimden gelen bir güç diliyorum.
uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.

10 Ekim 2015 Cumartesi

ütopyalar güzeldir.

9 Ekim.
Albayım,
Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor canım!

25 Eylül 2015 Cuma


bazı günler "love came to stay", naparsın.

10 Eylül 2015 Perşembe


09/09/15
 if there are empty chairs in your room when
you go to bed, that's where ghosts sit
while they watch you sleep.  
 




5 Eylül 2015 Cumartesi

17h 18h"ye bağlanırken.

o gece içim öylesine daraldı ki,
bir sinema filminde olsaydık ben "içim sıkılıyor." dediğim anda sahne değişir ve uzak bir şehri tuşlayan parmaklar görünürdü.
gerçekten böyle olurdu, inanın.

13 Ağustos 2015 Perşembe

hayalini kurduğum her şeyin kıyısında,
ancak hayalini kurduğum hiçbir şeye dokunamadan.
işte günler öyle geçip gidiyor sevgili blog.

sıkıldım, yakışmadı.

7 Ağustos 2015 Cuma

insan ne kadar keyifsizse o kadar fazla yürümeli,
ve yatağa o kadar az girip kendi kendine kurmalı, düşünmeli.
kendimi evden dışarı atıyorum, adımlarım önce çok hızlı, ben sakinleştikçe onlar da yavaşlıyor, hatta bir noktada duruveriyor. insan o an durup bir sigara yakmalı, insan sigarayı bırakmalı da pek tabii. ancak kendine yardımcı olacak şeyler için "-meli, -malı" cümleler kurmamalı.

"varoluş kaygısı kendi olma ya da olamama kaygısıdır." demiş Kierkegaard, ben alıp bir deftere yazmışım, bugünse huzursuzluğumun sebebine cuk oturmuş.

bazen psikolojik destek mi alsam diyorum, sonra kendime yediremiyorum. çok saçma aslında, ancak kafamda bir ipek var ve onun her tarafı "-meli, -malı"larla kaplı, yardım almak delikanlılığına sığmaz. ancak ilk defa tüm kavgalarım kendimle, bu cepheden ne pahasına olursa olsun sağ çıkmalı.

bir de günde 5 kez çitlembik, 3 kez lilith demeliyim.

afiyetle diyemedim.
yüreğim sevgiyle dolu.
dolu dolu olmasına ama, bu akşam biraz hüzünlü.